On iki yaşındaki çocuğu döven isyancılara orospu çocuğu demeyin.
Polis vahşetini teşvik eden ve onaylayan politikacılara orospu çocuğu demeyin.
Öğrencileri düşman gören kıdemli polis şeflerine orospu çocuğu demeyin.
Aşırı sol işgal etti diyerek baskıları meşrulaştıran belediye başkanlarına orospu çocuğu demeyin.
Dolandırıcılık ve hırsızlık ile zenginleşenlere, kana susayan diktatörlere övgüler düzen kralcıklara orospu çocuğu demeyin.
Onlar Orospu Çocuğu Değiller
27 Nisan 2012 Cuma
Değişim ve Çürüme
7 Şubat 2012 Salı
Yazıyı ilk bulan insan hatıralarını yazsa kaç baskı yapardı bilmiyorum ama okuyacak kişilerden birkaçı bugün toplumsal reform yapmaya çalışan kişiler olurdu galiba.
Tarihin tekerrür ettiği gerçeği hala canlılığını koruyor. Toplumun ayakları benzer taşlara takılıyor.

Bir Politik İmkanlılık Olarak Affetmek
3 Şubat 2012 Cuma
Affetmek o kadar kolay bir şey değil. Özgürleştirici ve sağaltıcı bir adalet potansiyeli taşımakla birlikte çok çetrefilli ve gerçekleşmesi son derece zor bir süreç gerektiriyor.

Starbucks Karşı İşgali ve Öğrenci Muhalefeti
7 Ocak 2012 Cumartesi
Son yirmi yılda yükseköğretimin yeniden yapılandığı, üniversitenin neoliberal “reformlar” vasıtasıyla köklü bir değişime uğradığı hemen herkesin ortak kabulü. Ancak neoliberalizmi sadece bir iktisat siyaseti olarak değil, farklı öznellikler üreten bir toplumsal pratikler bütünü olarak ele almak gerekiyor.

Faşizm Gerçekleri
29 Ekim 2011 Cumartesi
Cahillerin kendine güvenini seyretmek insana dehşet veriyor gerçekten…
Ama onları rüyanızda seyretmiyorsunuz ne yazık ki…
Gerçekliğin tam ortasında seyrediyorsunuz ve kalakalıyorsunuz…
Cahillerin ideolojisi de olmuyor ama pratikte her zaman faşizme kayıyorlar.
Cahillerin okumuşu var okumamışı var…
Bunlar okumamışlar mı acaba?

Empati... Başka Çare Yok!
12 Ekim 2011 Çarşamba
Ekonomik ve sosyal gelişmeler üzerinden bir ülkeyi okumak normaldir de, aynı ülkenin yarısının sanki o ülke ile ilgisi yokmuş gibi veriler üretmesi nasıl okunur buna kafa yormak gerekiyor artık. Bu durumun spekülasyonla ilgisi yok. Bu durum , gerçek ve neredeyse onlarca yıldır alışılmış.

İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler
5 Ekim 2011 Çarşamba
1
Yüz yıl kadar önce herkesin çok kötü bir insan olarak tanıdığı Jeremy Bentham adında bir filozof yaşadı. Daha çocukken adını ilk duyduğum anı bugüne kadar hiç unutmadım. Bu, Muhterem Peder Sydney Smith’in, Bentham’ın insanların ölmüş büyükannelerinden çorba yapmaları gerektiğini düşündüğü yolundaki sözlerini duyduğum andı. Böyle bir uygulama bana aşçılık yönünden olduğu kadar ahlak yönünden de tatsız gelmişti. Bu nedenle Bentham hakkında kötü bir kanaat edinmiştim. Bu sözlerin, saygıdeğer insanların erdem uğruna söyleme alışkanlığında oldukları sorumsuz yalanlardan biri olduğunu çok sonraları keşfettim. Bundan başka, Bentham’a karşı gerçek suçlamanın ne olduğunu da anladım. Aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

Militarizmi ve Dayandığı Değerleri Reddediyorum
3 Eylül 2011 Cumartesi
Şiddeti, hiyerarşiyi, otoriteyi, güçlü olmayı ve ölümü kutsayan militarist ideoloji, gündelik hayatın deposunda biriken eril şiddetin de kaynağıdır.

Ben Zozan Özgökçe, bu topraklarda yaşayan feminist anti-militarist bir Kürt kadını olarak militarizmi ve militarizmin dayandığı tüm değerleri reddediyorum. Militarizm, askeri değerlerin ve savaşın yüceltilmesinin yanı sıra erkekliğe atfedilen değerlerin meşruluğu ve üstünlüğüne dayanmaktadır.
Aldatılan İnsanlar
30 Ağustos 2011 Salı
Aldatmaca
Dünya dediğimiz yerimiz, yurdumuz olan bu gezegen üzerinde binlerce farklı din, binlerce farklı milliyet ve insan topluluklarını parça parça yönetilebilir çoğunluklara bölmüş binlerce farklı bölücü unsur mevcuttur. Bölerler bizi, ilkin derimizin rengine göre sonra inandığın tanrıya göre sonra doğduğun yere sonra konuştuğun dile sonra giyiniş şekline sonra… sonra… sonra…

Kalabalığın İçinde Ya Da İçimizdeki Kalabalık
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Hayatımızın içinde hiç kimsenin karışamadığı bir süreç var; polisin, hukukun, yönetmeliklerin, kısaca organize bir otoritenin ve bu anlamda dışsal hiçbir gücün elini dokunduramadığı... Aslında gerçek hayatımız bu alanda yaşanır ve duyumsanır. Burası insanın kendi kendisiyle ilişki alanıdır. Genel olarak her bireyin ilişkilerini üç yoldan yaşadığını söyleriz; Doğayla, başkalarıyla ve kendi kendisiyle.
Çürüme
4 Temmuz 2011 Pazartesi
1980 sonrası hızlanan toplumsal çürüme bütün tiksindiriciliği ile gözümüze gözümüze sokuluyor.
Bütün kurum ve kişilerin 9 yıl içinde çürümüş olması düşünülemeyeceğine göre,10 Kasım 1938’den sonra başlatılan sistemli saldırı ve ihanetlerin geldiği yer burasıdır.
Cezaevinde Ucuz İşgücü: Kadın Mahkumlar
Cezaevlerinde meslek edindirme kursları ve atölyeler adı altında, mahkumların günlük 6 lira gibi ücretler karşılığında zorla çalıştırılması son zamanlarda sıklıkla tartışılır oldu.
Fırat Haber Ajansı'nda (ANF) 30 Haziran'da çıkan bir habere göre, Denizli Bozkurt Açık Kadın Ceza İnfaz Kurumu'nda kadın mahkumlar zorla çalıştırılmaya devam ediliyor, çalışmak istemeyenler ise kapalı cezaevine gönderilmek veya görüşlerinin engellenmesi gibi cezalarla karşı karşıya kalıyor.
Parasal Sistem Yer Kapma Oyunu
17 Haziran 2011 Cuma
İçinde yaşadığımız sistem aslında basit bir yer kapma oyunundan ibaret.İnsanoğlu tarih boyu yaptığı herşeyde doğaya öykünmüştür derler ya.İşte doğanın kendi döngüsündeki güçlüler hayatta kalır ilkesinin aslında en vahşi boyutlarda bir öykünmesi bu oyun...


